« Önceki |

Cuma, Temmuz 13, 2007

Stratejik Meydan Savaşı

                                             

 

 

 

     Yaklaşan seçimler ile beraber Türkiye yeni bir siyasal viraja daha giriyor.

Seçimlerin yaklaştığı, özellikle de Cumhurbaşkanlığı seçiminin bir bilmeceye dönüştüğü ve herkesin kendine göre yorumlar yaptığı bu günlerde Türkiye'de ve de Dünya’da olan olaylara farklı bir açıdan bakmanızı sağlayacak bir şeyler karalamak istedim.

 

   Seçim kararından sonra ülkemizdeki gelişmelerin ne yönde olacağını tahmin etmek pek kolay değil. Kimi arkadaş çevrelerim anlattıklarıma komplo teorisi dese de olayların gidişatı tamamen belirli noktalara işaret etmektedir.Ama ne hikmetse halkımız, ülke yönetimini, ekonomik gelişmeleri, terör olaylarını kısacası ülkenin tüm sorunlarını sadece parti bazında bir yaklaşım olarak algılamaya devam etmektedir.

Aslında buradaki genel düşünce az önce 'belirli nokta' diye tabir ettiğimiz kesime yönelmelidir.

Kısaca bazı olan olaylara göz atarak konuyu daha anlaşılır bir duruma kavuşturabiliriz.

Yıllardır belirli bir kesim sürekli olarak ABD'ye ve de AB 'ne hatta kendi dinimizden olmayan ve bize düşman olan birçok milletin üzerinden karşıt siyaset yapmıştır.Yine yıllardır belirli bir kesimTürk Milletinin milliyetçilik duygularını harekete geçirecek olaylarla ilgilenerek kendince siyaset yapmıştır.Farklı bir kesimde kalan ve kendini sol diye nitelendiren ve 2002 seçimleriyle gündeme daha fazla gelen bir parti ise yıllardır , Atatürk ve Cumhuriyet üzerinden siyaset yaparak Laiklik propagandası ile varlığından söz ettirmektedir.Bu ülkede kim neyin karşıt propagandasını yapıyorsa o işin uygulayıcısı konumuna birden geliveriyorlar.Yani AKP'nin AB , ABD ve para kaynaklarıyla birden sıkı fıkı olması yada terör ile gündeme gelip oy kaynağını milliyetçi duygulardan toplayan MHP liderinin Terör başının asılmaması için gelen kararnameyi imzalaması ya da kendini Atatürk çizgisinde ve de Cumhuriyetin sahibi gibi gösteren CHP'nin tamamen bunlardan uzak bir şekilde çamur atma ve de Demokrasiyi tıkaması gibi örneklerle bunu anlayabiliriz.

   2002 seçimlerinden ve de Cumhurbaşkanlığı seçimlerinden sonra bir siyasi partinin tek başına iktidar olması ile birlikte, bazı siyasi partilerin bu ülke için ne kadar faydalı ve kimilerinin de ne kadar gereksiz olduğunu çok iyi bir şekilde anlamış olduk.

  2001 yılında ülkemizin başında olan hükümeti terör başını yakalatarak getiren rüzgar birden tersten eserek bir kriz ile aynı hükümeti tepetaklak yere sermiştir.

Aynı rüzgar ne yapacağını şaşıran ve de tutunacak bir dal arayan milletimize birden yeni bir dal uzatmıştır.

Kimlerden oluştuğunu bilmediğimiz rüzgarlar artık yeni hükümetin gemisinin yelkenini doldurmaya başlamıştır.Artık konumunda saygın bir yer edinmeye başlayan Türkiye, Dünyanın tüm fırsatlarının bir arada olduğu bir konuma gelivermiştir.

Bunda hükümetin izlemiş olduğu politikaların ve de izlettirilen politikaların çok büyük etkisi vardır.Peki daha önceleri Türkiye'nin bu konumunu bilinmiyor muydu?

Elbetteki biliniyordu ama Dünya üzerinde dönen siyaset bu dönemde Türkiye'yi birden parlayan yıldız konumuna getirip ortaya çıkarmıştı.Şimdi ülkemizin insanları bizim günlük siyaset sohbetlerine devam ededursunlar Dünya üzerindeki siyaseti belirleyen kişiler, rüzgarlarını şimdi o kişilerin evlerinden içeriye doğru estiriyorlar.

    Peki ne olacak?

  Aslında bu sorunun cevabı ne şimdiki siyasi partilerde gizli, ‘’Ne AB Ne ABD Tam Bağımsız Türkiye’’ diyen miliyetçi kesimde gizli.Bizim asıl sorunumuz gerçek sorunun tespitini yapamamak ve gerçek tedbirini alamamak.Sorunu günümüzdeki AKP'de aramak en büyük yanlışlıktır.Bu bir süreçtir ve 10 ya da 20 yıllık bir olay değildir bu olanlar. Kökleri 1490 yıllarındaki İspanya'dan kovulan Yahudilerin o zamanlarda almış oldukları ve uygulamaya başladıkları kararlarında gizli.Herkes ABD'yi suçlaya dursun ve hedef olarak onları gösteredursunlar perdenin arkasındaki İsrail her şeyin planını yapmış ve Dünyanın tüm meydanlarında kumarını istediği şeklide oynamaktadır.

Sıra Türkiye meydanlarında. Petrol ve kutsal topraklar derken tüm Dünya'ya hakimiyet sağlamaya çalışıyorlar ve bunu çok iyi bir şekilde gerçekleştiriyorlar.

Bu bilgileri aldıktan sonra siz hala e bu hükümet işsizliğe çözüm bulmadı, emekliye zam yapmadı, çiftçiye pirim vermedi, mazotu ucuzlatmadı, memleketi durmadan satıyor derseniz ben size…

     ‘’Gözlerinizi Dünya siyasetine ve de ekonomisine çevirin’’ derim..

Şairin dediği gibi tarifi olmayan duygular içerisindeyim. Son zamanlarda ülkemizde ve de ülke konumumuza yakın bölgelerde olan her olayın ve de esen rüzgarın ülkemiz için pek iç açıcı gelişmeler olmadığını görüyoruz Ama duygusal olarak tepkilerin dışında büyük bir devlete yakışan hatta Müslüman Türk'e yakışan aklın ürünü olan politikalar göremiyoruz.Artık gerçek kimliğimize dönme zamanı geldi hatta geçiyor bile.

 

Cumartesi, Mayıs 12, 2007

Sanal Alışveriş

                                               

 



Oturduğunuz yerden size Dünya'nın nekadar yakın vede nekadar uzak diye hiç düşündünüz mü?

Aslında bu sorunun bir çok cevabı olabilir ama bu sanal alışveriş olayı insanların hayatını gün geçtikçe dahada kolaylaştırmaya devam etmekte.

İnsanların hayatlarında ulaştığı vede bir sonraki noktayı göremedikleri sanal alışveriş baş döndürücü bir hızla devam ediyor.Düşünsenize oturduğunuz yerden yapıyorsunuz alışverişinizi vede aldığınız ürün ayağınıza kadar geliyor.

Bir elektronik dünyası düşünün içinde yok yok ve sadece kısa sürede en hızlı bir şekilde size kolayca ulaşımı sağlayabilsin ve alanındaki tüm yeni ürünleri bünyesinde barındırabilsin.Böyle bir hizmeti istemeyen varmıdır acaba?

Geçenlerde internet üzerinden yapacak olduğum bir alışveriş esnasında karşılaştığım bir adresten sizlere bahsetmek istiyorum.Elektronik alandaki ihtiyaçlarınızı karşılama konusunda kusursuz hizmet sunan ve Dünya'yı parmaklarınızın ucuna kadar getiren bir adres.        

                               www.binbircesit.com.tr                            

 

Çoğu ismi duyulmuş olan büyük sanal alışveriş sitelerinde dahi bulamayacağınız cazip fiyatlar vede ürünler var.Günlük hayatınız içerisinde ihtiyacınız olan tüm ürünleri size cazip fiyatlarla vede imkanlarla sunuyor. Bence bi uğrayın ve farkı görün. Ama siz hala ben üyesi olduğum siteden vazgeçemem diyorsanız, Cem Yılmaz'ın dediği gibi O da artık sizin hayırseverliğiniz.

Cumartesi, Nisan 14, 2007

Tüketim mutluluğu yada mutluluğun tüketimi

                                                    

 

Onu kaybettiğimizde ya da kaybettiğimizi sandığımızda hemen aramaya başlarız. Gittiğinde kıymetini anlarız diğer sahip olduklarımız gibi.

Hikayede anlatıldığına göre Yunan tanrıları mutluluğu yaratırlar ve onları insanların bulamayacağı bir yere saklamak isterler.

İlk önce düşündükleri denizlerin fersah fersah dipleri olmuş.

İkincisi ise;Birinci koyduğumuzun dahada uzağı olan bir mesafeye koyalım derlermiş

Üçüncüsü ise ;Onu insanların içine koyalım ve orada asla bulamasınlar derlermiş

Çağımızda hayatımıza herşeyiyle girmiş olan Amerikan kültürü bir tüketim kültürüdür. İnsanların duygularını tükettirip posasını çıkartıp onu bir hiç haline getirmeye çalışırlar ve insanı hiçleştirir. Artık bu medeniyetin rüzgarının estiği her toplumda tüketim zorunlu hale gelmiştir.

Bu medeniyete göre çağdaş bir medeniyet olmanın temel ölçüsü tüketimdir.Tüketim yapamayan medeniyetler çağdışı ya da geri kalmış ilkel toplumlardır.

2005 yılı IMF 1. başkan yardımcısı şu sözleri genel bakış açılarını anlatmaktadır.

'Nasıl oluyorda Çinde tüketim olmuyor bilemiyoruz. Burada bir takım uygulamalar yapılmalı ve tüketim oranları yükselmeli(5 Mayısn2005 Zaman)

Çin bu haliyle yani tüketim yapmadığı sürece çağdışı olarak gösterilmektedir.

Batı kültürünün insanlara her türlü iyi şeyin kaynağının insanın içinde değilde dışında olarak göstermesi insanları sömürüye açık hale getirmiştir. İnsanların ancak uzaktaki olanları elde ettiklerinde mutlu olacaklarına inandırarak adeta tüketime ve yeni tüketim malzemelerini aramaya mahkum etmiştir. Artık her canı sıkılan mutlu olabilme adına alışveriş merkezlerine koşmaktadırlar. Bireysel bir davranış olan tüketimin toplum düzeyine yayılması reklamlar sayesinde mümkündür. reklamlar sebebiyle bilinçaltında tüketimle mutluluk arasında sıkı bir bağ kuran insanın farkında olmadan kendi mutluluğu tüketilmektedir. Buna biz tüketim mutluluğu diyebiliriz.


Genç Turkcell'e üye ol mutlu ol (Turkcell)

Mutluluk İstikbalde (İstikbal)

Eti Browni mutlu et kendini (Eti)

Küçük dokunuşlar büyük mutluluklar (Knor)

Attığınız her adım size mutluluklar getirsin (Polaris)

Sende bu tatlı dünyadan bir kaşık mutluluk al (Cartedor)

Diji diji dijitürkler mutlu mesut aileler (Dijitürk)


Mutlu olmak mı istiyorsun? Benim ürünümden tüketmelisin.Bu tüketiklerinizle de mutlu olamıyorsanız, o halde siz problemli bir kişiliğe sahipsiniz.

Batı medeniyetinin aksine İslam medeniyeti, insanın bakışını kendi iç dünyasına çevirerek 'Eğer hakkı arasan içinde ara' sözüyle herşeyin insanın içinde olduğunu göstermiştir.

Diğer bir sözde ise 'Kendini bilen Rabbini bilir' sözüyle de insanın bakışlarını ise özellikle kalbe çevirerek insanın iç huzuruna verdiği öneme değinilmiştir.

Bireyin ilk eğitimi aldığı yer olan aile hayatı bu konuda çok önemli bir ilk adımı oluşturmaktadır.

İslamın haram kıldığı israfa karşı eğitim almış olan bir birey hem iç dünyasının huzurunu hemde aile huzurunu yakalamış olmaktadır. Hayatın içerisindeki bu gerçeği anlayıp yaşayabilmek ümidiyle. Mevsimleri vede hayatı tadında yaşayıp mutlu olabilmeniz dileğiyle..


 

 

Aziz Dostum AHMET ÖZER

Pazartesi, Nisan 9, 2007

Türkiye'nin geleceğine bakış açınız nedir?

               

 

 

  Dünya üzerindeki yeri neresi olursa olsun ,çağımızın maddi manevi çok sayıda problemi bulunmakta. Başta ekonomik sıkıntılar olmak üzere insanlar artık nereye, neden geldiğini amaç ve gayesini unutup dünya meşgalelerine dalmış, bitmez tükenmez bir monotonluk içerisinde her gün aynı işlevleri yapmakla meşgul.


Özellikle büyük şehirleri incelersek her gün aynı işleri yapan insanlar hafta sonlarını dinlenmeye ve gezmeye ayırmakta. Artık herkes ferdi rahatını düşünmekle birlikte canlarından bir parça olan ,geleceğimiz olan çocuklara yeterli özen ve ilgi gösterilmemekte böylelikle sevgiye hasret ,umursamaz gençler yetişebilmekte.

Buna rağmen yeni jenerasyonun fiziki ve akli olarak üst seviyelerde olduğunu söyleyebiliriz. Artık büyümüşte küçülmüş çocuk tipine sıkça rastlanmakta.

İyi ve güzel yerlere makamlara gelen insan sayısı artmakta fakat biz bu insanlara ne derece sahip çıkabiliyoruz tartışma konusu. Bugün haberlerde duyduğumuz pek çok isim belirli bir kariyer yaptıktan sonra yurt dışına gitmekte. Peki neden? Var olan cevherlerimizi kaybetmemeli ,kendimiz değerlendirmeliyiz.

Bunu insan ,makam olarak da sınırlandırmamak lazım ülkemizin coğrafi güzellikleri zaten dillere destan tekrardan anlatmaya gerek yok. Yer altı ve yer üstü güzelliklerimizi maalesef iyi değerlendiremiyoruz. Okuduğum bazı kaynaklara Türkiye'nin altının petrol kaynadığı yazıyordu ama sanırım siyasi sebeplerden dolayı bunları değerlendiremiyoruz.

Ekonomik açıdan zaten insanlar bunalmış durumda bunun yanına birde manevi çöküntüyü gençlerimiz düştüğü durumları da yazarsak cabası.



Kısacası var olan potansiyelimizi kinetik enerjiye dönüştürüp icraatta bulunamıyoruz .ama uğruna nice kanlar dökülen ve bize atalarımızdan miras kalan bu yurda sahip çıkacağız Alahın izniyle

 

 

 

  TUBA COŞKUN 

Pazartesi, Nisan 9, 2007

Geleceğe Dair Genç Bakış.......

                                             

 

 

 

  Bir ülkede hangi yaş grubundan vede hangi meslek grubundan olursa olsun herkez ülke gündemi ve meseleleri konusunda fikir beyan eder. Meselenin sadece bu kısmını ele alırsak bu ve buna benzer kısımlar işin kolayına vede makul tarafına kaçmadır. Yorum yapmak vede

Herhangi bir şeyi eleştirmek kişiler için sorumluluktan ve mesuliyet duygusundan kaçmanın

En bariz yoludur. Sorunun vede problemin kaynağını belirlemek saptamak problemi ortadan kaldırmaya yetseydi eğer Türkiye'nin şu anki durumunu ve ilerideki konumunu irdelemek herhalde bizim için gurur verici gelişmeler silsilesinin örneğini teşkil ederdi.

Ülkeyi yöneten bürokratlar vede üst yönetim kademesinin nasıl bir sorumluluk vede vebal altına girdiğini sezinlemek bir vatandaş kimliği altında olan kişi için sadece tenkit etmek ve

Olayların görünmeyen yüzünün bir yorumcusu olmaktan başka bir şey değildir.

Ülkeyi çağdaş medeniyetler seviyesine getirmek sadece bilim adamlarının bürokratların vede

Okuyan kesimin görevimi acaba. Diğer kesim sadece gelinen aşamanın meyvelerini toplamakla mı sorumlumu dersiniz? Sadece vergi vermek oy kullanmak askerlik yapmak vatandaşlık görevini yerine getirmek için yetiyorsa bu ülke Avrupa birliğine girmek için daha çok hayal kurar. Bu meselelerin çözümüne giden yol ister kişi bazında olsun isterse toplum bazında olsun egoistlikten boş vermişlikten vede israftan kaçmaktır.  İsraf edilen her şey

Milli servettir. Toplum olarak gelinen aşamalar konusunda ülkemizin içinde bulunduğu

Sosyal ekonomik vede siyasi konumu çerçevesinde birlik beraberlik vede sorumluluk duygusu içinde olmamız gerekir.


HÜSNÜ YEŞİLYURT

Arkadaşlarım

Bağlantılarım

Google



reklam
Blogcu ile yapıldı



free tracking