« Önceki |

Cuma, Haziran 13, 2007

Stratejik Meydan Savaşı

                                             

 

 

 

     Yaklaşan seçimler ile beraber Türkiye yeni bir siyasal viraja daha giriyor.

Seçimlerin yaklaştığı, özellikle de Cumhurbaşkanlığı seçiminin bir bilmeceye dönüştüğü ve herkesin kendine göre yorumlar yaptığı bu günlerde Türkiye'de ve de Dünya’da olan olaylara farklı bir açıdan bakmanızı sağlayacak bir şeyler karalamak istedim.

 

   Seçim kararından sonra ülkemizdeki gelişmelerin ne yönde olacağını tahmin etmek pek kolay değil. Kimi arkadaş çevrelerim anlattıklarıma komplo teorisi dese de olayların gidişatı tamamen belirli noktalara işaret etmektedir.Ama ne hikmetse halkımız, ülke yönetimini, ekonomik gelişmeleri, terör olaylarını kısacası ülkenin tüm sorunlarını sadece parti bazında bir yaklaşım olarak algılamaya devam etmektedir.

Aslında buradaki genel düşünce az önce 'belirli nokta' diye tabir ettiğimiz kesime yönelmelidir.

Kısaca bazı olan olaylara göz atarak konuyu daha anlaşılır bir duruma kavuşturabiliriz.

Yıllardır belirli bir kesim sürekli olarak ABD'ye ve de AB 'ne hatta kendi dinimizden olmayan ve bize düşman olan birçok milletin üzerinden karşıt siyaset yapmıştır.Yine yıllardır belirli bir kesimTürk Milletinin milliyetçilik duygularını harekete geçirecek olaylarla ilgilenerek kendince siyaset yapmıştır.Farklı bir kesimde kalan ve kendini sol diye nitelendiren ve 2002 seçimleriyle gündeme daha fazla gelen bir parti ise yıllardır , Atatürk ve Cumhuriyet üzerinden siyaset yaparak Laiklik propagandası ile varlığından söz ettirmektedir.Bu ülkede kim neyin karşıt propagandasını yapıyorsa o işin uygulayıcısı konumuna birden geliveriyorlar.Yani AKP'nin AB , ABD ve para kaynaklarıyla birden sıkı fıkı olması yada terör ile gündeme gelip oy kaynağını milliyetçi duygulardan toplayan MHP liderinin Terör başının asılmaması için gelen kararnameyi imzalaması ya da kendini Atatürk çizgisinde ve de Cumhuriyetin sahibi gibi gösteren CHP'nin tamamen bunlardan uzak bir şekilde çamur atma ve de Demokrasiyi tıkaması gibi örneklerle bunu anlayabiliriz.

   2002 seçimlerinden ve de Cumhurbaşkanlığı seçimlerinden sonra bir siyasi partinin tek başına iktidar olması ile birlikte, bazı siyasi partilerin bu ülke için ne kadar faydalı ve kimilerinin de ne kadar gereksiz olduğunu çok iyi bir şekilde anlamış olduk.

  2001 yılında ülkemizin başında olan hükümeti terör başını yakalatarak getiren rüzgar birden tersten eserek bir kriz ile aynı hükümeti tepetaklak yere sermiştir.

Aynı rüzgar ne yapacağını şaşıran ve de tutunacak bir dal arayan milletimize birden yeni bir dal uzatmıştır.

Kimlerden oluştuğunu bilmediğimiz rüzgarlar artık yeni hükümetin gemisinin yelkenini doldurmaya başlamıştır.Artık konumunda saygın bir yer edinmeye başlayan Türkiye, Dünyanın tüm fırsatlarının bir arada olduğu bir konuma gelivermiştir.

Bunda hükümetin izlemiş olduğu politikaların ve de izlettirilen politikaların çok büyük etkisi vardır.Peki daha önceleri Türkiye'nin bu konumunu bilinmiyor muydu?

Elbetteki biliniyordu ama Dünya üzerinde dönen siyaset bu dönemde Türkiye'yi birden parlayan yıldız konumuna getirip ortaya çıkarmıştı.Şimdi ülkemizin insanları bizim günlük siyaset sohbetlerine devam ededursunlar Dünya üzerindeki siyaseti belirleyen kişiler, rüzgarlarını şimdi o kişilerin evlerinden içeriye doğru estiriyorlar.

    Peki ne olacak?

  Aslında bu sorunun cevabı ne şimdiki siyasi partilerde gizli, ‘’Ne AB Ne ABD Tam Bağımsız Türkiye’’ diyen miliyetçi kesimde gizli.Bizim asıl sorunumuz gerçek sorunun tespitini yapamamak ve gerçek tedbirini alamamak.Sorunu günümüzdeki AKP'de aramak en büyük yanlışlıktır.Bu bir süreçtir ve 10 ya da 20 yıllık bir olay değildir bu olanlar. Kökleri 1490 yıllarındaki İspanya'dan kovulan Yahudilerin o zamanlarda almış oldukları ve uygulamaya başladıkları kararlarında gizli.Herkes ABD'yi suçlaya dursun ve hedef olarak onları gösteredursunlar perdenin arkasındaki İsrail her şeyin planını yapmış ve Dünyanın tüm meydanlarında kumarını istediği şeklide oynamaktadır.

Sıra Türkiye meydanlarında. Petrol ve kutsal topraklar derken tüm Dünya'ya hakimiyet sağlamaya çalışıyorlar ve bunu çok iyi bir şekilde gerçekleştiriyorlar.

Bu bilgileri aldıktan sonra siz hala e bu hükümet işsizliğe çözüm bulmadı, emekliye zam yapmadı, çiftçiye pirim vermedi, mazotu ucuzlatmadı, memleketi durmadan satıyor derseniz ben size…

     ‘’Gözlerinizi Dünya siyasetine ve de ekonomisine çevirin’’ derim..

Şairin dediği gibi tarifi olmayan duygular içerisindeyim. Son zamanlarda ülkemizde ve de ülke konumumuza yakın bölgelerde olan her olayın ve de esen rüzgarın ülkemiz için pek iç açıcı gelişmeler olmadığını görüyoruz Ama duygusal olarak tepkilerin dışında büyük bir devlete yakışan hatta Müslüman Türk'e yakışan aklın ürünü olan politikalar göremiyoruz.Artık gerçek kimliğimize dönme zamanı geldi hatta geçiyor bile.

 

Çarşamba, Nisil 4, 2007

Dünya Arenasında Satranç

                                          

 

 

Satranç

Satrançta ya oyuncu olur taşlarla oynarsınız ya da taş olur oynanırsınız. En olumsuz konum oyuncu mu taş mı olduğunuzun birbirine karışmasıdır. Eğer oyun sizin üzerinize kurulmuşsa ve feda edilmeniz oyunun sonucunu belirliyorsa oyuncu olmaktan çıkıp taş konumuna geldiğiniz anlamına gelir. Ayrıca şah hamle yapmaya başlamışsa ve diğer taşlar birbirini kırıp şahın konumu belirleyici hale gelmişse bu, aynı zamanda, oyunun sonuna gelindiği anlamını da taşır. İyi bir oyuncu kendisini taş yerine koymaz ve en kötü ihtimalle yenilir ama yeni bir oyuna başlamak her zaman mümkündür. Oyunun sonunda kırılmış bir taş konumuna gelen oyuncu yerini başka birine bırakır.
Türkiye’de siyasetçilerin en büyük hatası oyuncu olmayı yeterli görmeyip bir taş gibi davranmasıdır ve oyunun sonunda sadece yenilmekle kalmazlar ayrıca kırık bir taş konumuna düşerler. Kırılma bazen yitip bitmek bazen trajik bir sonla karşılaşmak biçimine dönüşür.
Biz kahramanlara ve büyük adamlara önem veririz. Bir savaşı yönetenin, stratejiler belirleyenin adı pek fazla duyulmaz ama kahraman bir askerin adı dillerde dolaşır. Mesela Arap dünyasının kopuşunu sağlayan ne İngilizlerin uyguladıkları siyaset ne de İngiliz istihbaratının çalışmalarıdır. Lawrence adı hepsinin önüne çıkar.
Saddam bir zamanlar baş olmuş ve bir oyuncu olduğu zannedilmiştir ama sonunda bir taş olup feda edilmiştir. Ülkemizdeki siyasetçilerin taş mı baş mı olduğunu sizin değerlendirmelerinize bırakıyorum. İster seçimle, ister darbeyle gelsinler arkada bıraktıklarımızın oyuncu olduğunu rahatlıkla söyleyebiliyor musunuz?
Siyasette rol alanların çoğunluğu taraftır ama belli bir düzeyin üstündekiler taraf olmaya devam ediyorsa ve oyunun tümüyle ilgilenmiyor ve karşı tarafı ülkenin dışında değil içinde arıyorsa o artık oyuncu değil bir taştır. Üst düzey siyasetçi ülke içindeki diğer siyasi yapılanmaları rakibi olarak görmek yerine aralarında bir işbölümü olduğunu düşünüyorsa, onların varlığını oyunun vazgeçilmez bir parçası sayıyorsa ve oyunu diğerleriyle ahenk içinde davranarak kazanacağını düşünüyorsa artık oyuncu konumuna gelmiş demektir. Bu her siyasi oluşum için geçerlidir.
Yani siyaset bir ülkedeki tüm güçlerin satranç tahtasının aynı tarafına dizilen taşlar gibi olduğu, birinin feda edilmesinin diğerinin kazancı olmadığı ve bu feda edişin bir husumetten değil zaruretten kaynaklandığını herkesin bildiği bir oyun olmalıdır.
Bizim tarafı temsil eden ise soyut bir varlıktır ve adına devlet de diyebilirsiniz ülke de. Hiçbir makam ve mevkiye diğerlerini yenerek gelinmez ve zafer içerde kazanılmaz. Bir yere gelenin ya da gidenin kazandığı ya da kaybettiği düşünülmez. Herkes bizim taraf çok güzel bir hamle yaptı der.
Önümüzdeki cumhurbaşkanlığı seçiminin birbirimize karşı değil dünyaya karşı çok şık bir hamle olmasını diliyorum.


Kaynak: Mahir Kaynak

Çarşamba, Mart 14, 2007

Kadınlar neden Mason olamazlar...

Büyük Üstad Kaya Paşakay Sürekli kadın hakları savunuculuğu yapan masonik sisteme kadınların neden alınmadığını açıklıyor (sıyrılıyor !) :

-Masonluk 1717 yılında kendi kurallarını oluşturmuş. Buna “Muntazaman Masonluk” denir. Operatif Masonluk çağında inşaat işçileri arasında kadınlar yokmuş. İnşaat ağır bir iş. Biz de o zamanki kurallara riayet ediyoruz. Ama aramızda şöyle bir inanç taşıyoruz. Biz erkekler Mason, yani kamil insan olmakta gayret gösterenleriz. Hanımlar zaten doğuştan kamil insan olma mertebesine yakınlardır. O yüzden katılmalarına gerek görülmemiş.

Çarşamba, Mart 14, 2007

Atatürk ve AB

 

 

“Hakikaten Avrupa’nın bütün ilerlemesine, yükselmesine ve medenileşmesine karşılık, Türkiye tam tersine gerilemiş ve düşüş vadisine yuvarlanadurmuştur. Artık vaziyeti düzeltmek için mutlaka Avrupa’dan nasihat almak, bütün işleri Avrupa’nın emellerine göre yapmak, bütün dersleri Avrupa’dan almak gibi bir takım zihniyetler belirdi. Halbuki hangi istiklal vardır ki, ecnebilerin nasihatlarıyla, ecnebilerin planlarıyla yükselebilsin. Tarih böyle bir hadiseyi kaydetmemiştir.”

 

ATATÜRK, 1922

Çarşamba, Mart 14, 2007

Maskeli bağımsız devlet kurmak

 

Devletleri genelde bir halk topluluğunun kurduğuna inanılır. En son bağımsızlık örneği olan SSCB ' nin dağılmasından sonra ortaya çıkan devletlerin hemen hemen hiçbirinin bağımsızlığında ne halkının vede oralarda olan grupların payı vede kontrolü yoktur. Bir sabah uyandıklarında bağımsız olduklarını gördüler ve zafer nidaları atmaya başladılar.

Devletlerin büyük çoğunluğu , siyasi şartlar ve ihtiyaçlara göre ,büyük güçler tarafından meydana getirilirler.

Bugün ülkemizin belirli bölümünde belirli bir halk grubu tarafından bir bağımsız devlet kurulma macerası peşinde koşulmaktadır. Buradaki ince nokta perdenin arkasındaki gizli güçlerin planlarının ne olduğunu anlamak yönünde olmalıdır. Söz konusu şuanda o bölge ve civarındaki bölgede yapılan tüm hazırlıklar Kontrol altına alınabilecek petrol kaynaklarıdır.

Asıl farklı gerçek düşünce de şudur. Bağımsız bir devlet kurma hayali peşinde koşanlar ne kadar bağımsız olacaklardır. Yani kurulacak olan bölgede kimler adına mutlu yaşamaya çalışılacaktır.

Konunun diğer değerlendirilmesi gereken konuda şudur; Türkiye'nin konumu?

Yıllardır sürekli olarak belirli bir kesim tarafından yeni sınırların belirtildiği haritalar havada uçuşmaktadır. Eğer bu senaryo gerçekleşirse konum çok daha farklı olacaktır.

Yıllardır peşinde koştuğumuz vede gündemimizden düşmeyen AB konuları birkaç aydır askıda bulunduruluyor. Bu da işin farkı bir düşüncesi ama şu bir gerçek her fırtına öncesi muhakkak bir sessizlik olur ve bu sessizlik çoktan başladı. Ama hala duyamadığımız çığlıklar vede göremediğimiz gerçekler var.

Bu senaryo hiçbir şeklide aksini ispat etmeyecektir. Tarihimiz bunu doğrular niteliktedir. Umarım halkımız çok geçmeden nelerle avutulduğunun farkına varır ama iş işten geçecek gibi gözüküyor.



Kaynak: Mahir Kaynak

Arkadaşlarım

Bağlantılarım

Google



reklam
Blogcu ile yapıldı