« Önceki |

Çarşamba, Nisil 4, 2007

Bilişimde Başarıyı yakalayan Ülkeler

 

 

                                              

 

 

Dünyada en fazla yatırım yapılan sektörlerden biri olan bilişim sektörüne 2003 yılında bir trilyondan fazla yatırım yapıldı. Kişi başına düşen yatırım oranına bakıldığında dünyada bilişime en fazla yatırım yapan ülke İsveç oldu. 2002 yılında en iyi Bilişim toplumu ödülü İsveç’e verildi. Evlerde en çok bilgisayar olan ülke olan İsveç’te bu başarının arkasında iki önemli uygulama görülmektedir:1. ARGE(Araştırma-Geliştirme) harcamalarının üçte birini kamu sektörü üstlenirken, üçte ikisini özel sektör üstlenmiştir. İsveç kişi başına en çok patent alan ülkelerden biridir. 2. Özel şirketler çalışanlarını bilgisayar sahibi yapabilmek için vergi avantajı sağlanmıştır. 

İrlanda ise bilişim konusunda en iyi örneklerden bir diğeri olup, Avrupa’da satılan bilgisayarların üçte birini üretmektedir. Bunu başarabilmek için geçtiğimiz yıllarda İrlanda genç nufusunu eğitip, telekomünikasyon alt yapısını geliştirmiş, yabancı yatırımı ülkeye getirebilmek için kolaylıklar sağlamıştır. En önemlisi bilişim sektörüne devlet olarak stratejik önem vermiştir. 

Teknoloji alanında en hızlı ilerlemeyi gösteren bir diğer ülke ise İsrail’dir. Bugün İsrail’de iki binden fazla yüksek teknoloji firması bulunmaktadır. Amerika ve Kanada şirketlerinden sonra dünya borsasında  en fazla işlem gören İsrail şirketleridir. Bu ülkenin geçmişte bu başarıyı yakalamak üzere neler yaptığına baktığımızda, teknolojiye odaklanılarak serbest piyasa ekonomisi ve özelleştirme ile ilgili düzenlemeleri hızla gerçekleştirmiş, öncelikle telekomünikasyon altyapısı iyileştirilmiş ve ARGE’nin desteklenmiş olduğunu görüyoruz. Ayrıca girişimci firmalara yüksek teknoloji ürün geliştirmeleri amacıyla kuluçka krediler sağlanmıştır. 

Ülkemizde hala nufusumuzun % 45 i tarım alanında çalışmakta, kamu borçları GSMH’nın %80 ininden fazla tutmakta, işsiz sayımız ise ikibuçuk milyonun üzerinde seyretmektedir. Ülkemizde Bilişim sektörü uzman açığının ise, 2004 yılında 150 binin üzerinde olması beklenmektedir. Gerek ülke kalkınmasında, gerekse istihdamın arttırılmasında en az yatırımla iş olanağı sağlanabilen sektör Bilişim sektörüdür.( 35 bin dolar/kişi). Bilişim sayesinde yeni sektörler ve iş olanakları oluşup, çalışma usulleri, iş yapış biçimleri değişmekte, çalışan verimliliği artmaktadır. Artık e- Türkiye projesi için hazırlanan planların hızla eylem planına geçirilmesi, bu planların ülke kalkınması için stratejik önemi olduğunu herkesin benimsemesi gerekmektedir. Yukarki üç başarı örneğinin ortak yanları incelendiğinde, ülke telekomünikasyon alt yapısının hızla iyileştirilmesi, serbestleşme ve özelleşmenin hızla hayata geçirilmesi, ARGE faaliyetlerinin desteklenerek girişimcilere olanak sağlanması, yabancı yatırımcıya gereken kolaylıkların sağlanması, ve bireylerin bilgisayar kullanımının desteklenerek genç nufusumuzun hızla yetkinliğinin arttırılması, konularında bizim de birşeyler yapmamız gerektiği açık ve seçik ortaya çıkmaktadır. Dahi politikacı ve bürokratlar aramak yerine, başarı hikayelerini dinleyen ve aynısını uygulayan insanları göreve çağırmaya ihtiyacımız var.

 

Tayfun Türkalp

Genel MüdürGenel Müdür

Pargem Bilisim Sistemleri A.Ş.

Borusan Bilişim AŞ

Cuma, Mart 30, 2007

AYAKÜSTÜ BİR SOHBETİ NASIL BİR NETWORK'E DÖNÜŞTÜRÜRSÜNÜZ?

                                                

                                                    

 

Bir fuara veya işinizle ilgili bir seminere katılacaksınız. Mesleki açıdan yararlı olacağını düşündüğünüz çok sayıda şirket temsilcisi veya yöneticinin de buraya geleceğini biliyorsunuz. Çantanıza çok sayıda kartviziti yerleştirdiniz, işe uygun kıyafet giydiniz ve yola çıktınız.

İyi ama bu insanlarla nasıl tanışacaksınız ve daha önemlisi iyi izlenim bırakıp sizi tekrar hatırlamalarını nasıl sağlayacaksınız?

Ayaküstü kısa bir merhaba, benim adım şu, şu şirkette, şu görevde bulunuyorum dedikten sonra devamını da getirmek gerekiyor. Aksi halde aynı özet bilgileri karşınızdaki de verecek ve karşılıklı "memnun oldum"la ayrılacaksınız ve muhtemelen bir daha yüzlerinizi hatırlamayacaksınız.

MESLEKTE ÇOK İYİ OLMAK YETMİYOR
Aslında sizin istediğiniz bundan fazlası. Şirketinize ortak, yeni bir eleman veya kendinize yeni bir iş arıyor olabilirsiniz. Üstelik tam da kaynağına ulaşmış durumdasınız. Sizin yapmak istediğiniz aslında "network" kurmak. Özel yaşamdaki arkadaşlıkların iş yaşamındaki karşılığı sayılan bir iş ilişkisi.

Ayaküstü yapılan kısa tanışma faslını bir "network"e dönüştürebilmek için de "networking"in kurallarını bilmek önemli. Mesleğinizde çok iyi olabilirsiniz, ama bunu şirket içindeki bir kaç kişiden başka bilen yoksa, kendinizi pazarlayamıyorsanız, sektörde muhtemelen bilinmiyorsunuzdur.

Networking tam da bu işe yarıyor. Çeşitli iş toplantılarında, fuarlarda tanıştığınız insanlarda iz bırakabilmelisiniz. Yaptığınız işi anlatırken, farklı olduğunuz izlenimi vermelisiniz karşınızdaki kişiye.

Aynı sırada kartvizitinizi vererek, işle ilgili ilginç bir-iki fikrinizi açabilir, yapılan toplantıyla ilgili kısa değerlendirme yapabilirsiniz. Emin olun aklı başında değerlendirmeniz karşı tarafın dikkatini çekecektir. Hatta belki sohbeti sürdürmek ve sizinle ilgili daha fazla bilgi edinmek isteyecektir. Ardından "Bu konuyla ilgili sizinle görüş alışverişinde bulunmayı isteyeceğini" söyleyecektir.

Bu arada karşınızdaki kişinin de kartvizitini almayı unutmayın. İleride o kişiyi daha iyi hatırlamak için kartın arkasına bir kaç bilgi eklerseniz, yüzlerce kartvizitten biri olmaktan çıkar ve günün birinde ihtiyacınız olduğunda bu bilgiler işe yarar.

Bu aşamadan sonra networking’in ilk bağlantısını sağladınız sayılır. Unutulmamalı ki bu bağlantının sürmesi için bundan sonraki dönemde beslenmesi gerekir. Örneğin üzerinde sohbet ettiğiniz konuyla veya etkilemek istediğiniz kişinin ilgi alanına giren mesleki bir bilgi veya haberle ilgili o kişiyi bilgilendirmek, bir e-posta göndermek, kendinizi unutturmamak ve network’ü sürdürmek için çok önemli.

BİLGİLENDİRİN, KUTLAYIN İLİŞKİYİ SÜRDÜRÜN
Bunun için de sizin işiniz düşmesini beklemeden harekete geçmek daha iyi izlenim bırakır. Eğer tanıştığınız kişi size mesleki bir bilgi sağlarsa, karşılık verip teşekkür etmeyi unutmamalısınız. İş dünyasında kurulan ilişkiler tıpkı özel yaşamdaki dostluklar gibi beslenmek ister. Buradaki fark ise karşılıklı bir alışverişin olduğunu unutmamak. Network kurduğunuz kişinin çalıştığı şirketin bir başarısını duyduğunuzda kutlamak, yılbaşı, bayram gibi önemli günlerde mesaj atmak iş ilişkisini güçlendirecektir.

Network kurmak istiyorsunuz, ama kendi alanınızla ilgili önemli kişilere nerede ulaşabilirsiniz? İlgi alanları aynı olan insanların bir araya geldiği dernekler, spor kulüpleri, mesleki odalar, seminerler, konferanslar, eğitim gezileri sizi kaynağına ulaştıracaktır. Kaynağına ulaştıktan sonra ise nasıl davranılması gerektiğini hatırlamak için yazının başına dönüp tekrar okumanızı öneririm. Kolay gelsin!

kaynak:

 

 

 

HürriyetİK / Arzu Çakır

 

Pazar, Mart 25, 2007

Global İş Adamı Nasıl Olunmalı?

 

 

 

İletişim ve ulaşım alanında yaşanan çılgınca gelişmeleri konu alan sohbetler sırasında “dünya bir köy haline geldi” diye hayret eden ifade eden cümleler kurulur ya… İşte bugün sizlere, küreselleşme olarak nitelendirilen içinde yaşadığımız süreci çarpıcı bir şekilde yansıtan birkaç örnek sunmak istiyorum. Bakalım küreselleşme denilen olgu nasıl bir şeymiş.

Mevsimlerden kış… Marmara denizi kötü hava şartları nedeniyle köpürmekte… Fırtına sarsmakta açıkta seyreden gemileri… Dalga boyları giderek yükselmekte…

Avlanmak üzere Marmara"ya açılan ve Marmara adasına yakın bir noktada denizin sakinleşmesini beklerken hava şartlarının giderek kötüleşmesi üzerine riske girmemek için geri dönmeye hazırlanan gemi kaptanı, tam bu sırada geminin sonar cihazında bir orkinos sürüsünün yakınlarına doğru sokulmakta olduğunu görür.

Bilenler bilir. Marmara"nın orkinosu yabana atılacak cinsten değildir. Hani önceki gün gazetelerde Marmara denizi açıklarında yakalanan 2 metre boyunda 450 kg. ağırlığında bir orkinostan söz ediliyordu ya… Düşününki bunlardan yüzlercesi binlercesi…

Kaptan hemen telefona sarılır. Gecenin saat üçüdür. Aradığı kişi, İstanbul Üniversitesi"nde gelecek vadeden bir asistan iken, ani bir kararla akademisyenliği bırakıp Kumkapı balık halinde kabzımallığa başlayan genç bir işadamıdır. Yani patronudur.

Satabileceksen avlayalım, yoksa uğraştırma…

Aralarında geçen konuşma şudur; "Şef, biz Marmara Adası'nın açıklarındayız. Deniz çok çalkantılı, hoş bir hava yok. Giderek de kötüleşiyor. Tam dönmek üzere iken, şu an sonar cihazı iyi bir orkinos sürüsü göstermeye başladı. Yaklaşık şu boyda ve şu kadar ton civarında gözüküyor. Müşterin varsa bu zahmete ve riske girelim, yoksa geri dönelim." diyor. O da "bir bakayım, hemen ayrılmayın benden cevap bekleyin" diyor.

Malum, Japonların ünlü yemeği suşi orkinos balığından yapılıyor. Dünyada 800 bin ton üretilen orkinosun 500 bin tonu Japonya"da tüketiliyor, geri kalan 300 bin tonun büyük kısmı da çeşitli ülkelerdeki Japon restoranlarında kullanılıyor. Yeterli ağırlığa ulaşan orkinoslar taze olarak Japonya'ya gönderiliyor ve kilosu 15–20 dolar ediyor.

Tekrar gelelim bizim olaya. Mürekkep yalamış iyi dil bilen genç balık kabzımalımız hemen Japonya'daki müşterilerini arıyor… Çünkü saat farkı nedeniyle o sırada Japonya'da iş saati… Yani iş yaptığı adamlar ayakta. Balıkların vasıflarını söylüyor, elimizde şu boyda şu kadar ton orkinos var, lazım mı diye soruyor. Japon "aman hemen yollayın" diye cevap veriyor.

İyi de iş bununla bitmiyor elbette. Asıl bundan sonra başlıyor zamanla yarış. Henüz avlanmamış olan malı taşımak için acil kargo uçağı gerekiyor. Önce İstanbul havaalanını arıyor, ama bulamıyor, buradakiler müsait değil. Onun üzerine Mısır'ı arıyor. Mısır'da kargo uçağıyla anlaşıyor. “Çıkın yola, sabah İstanbul"da olun” diyor.

Hemen ardından fırtınalı denizin ortasında telefon bekleyen kaptana dönüyor, "Reis, tut orkinosları, sabaha karşı uçak havaalanında malları bekliyor olacak" diyor. Reis orkinosları tutup sahile yaklaşırken uçak geliyor. Sabaha karşı balıklar önce halde kamyona, çok geçmeden de uçağa yükleniyor. Marmara"nın orkinosları yaklaşık 11 saat sonra Tokyo"da Japon müşterilerin tabağına ulaşıyor.

Bu hadiseyi uzun zaman önce Bilgi Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Aydın Uğur"dan dinlemiştim. Önceki gün Marmara"da yakalanan 450 kiloluk orkinosla ilgili haberleri okurken yukarıdaki olay geldi aklıma. Artık dünyanın nereden nereye geldiğinin takdirini sizlere bırakıyorum.

Kısacası küreleşme dediğimiz olay sıkça eleştirilere konu olduğu gibi handikapları kadar, kimi zaman fırsatları ile de çıkıyor karşımıza. Dünyanın gidişatını iyi kollayanlara ve elini taşın altına koyarak iş yapmak isteyenlere inanılmaz fırsatlar da sunuyor. Marmara"da oltaya takılan balık dünyanın öbür ucuna anına servis edilebiliyor. Biz bu süreci orkinos hikâyesi üzerinden anlattık. Elbette sizler de buna benzer çok sayıda örnekle karşılaşmışsınızdır günlük hayatınızda…

Hangisi ilginç dersiniz?

Dünyanın geldiği noktayı ve küreselleşme denilen olguyu izah etmemize yardımcı olacak birbirinden ilginç öyle olaylar var ki, insan hangi birini anlatacağını şaşırıyor. Bazı okuyucularımızın daha önce büyük ihtimalle bir yerlerde okuduğunu tahmin ettiğim bir örnekle son vereyim satırlarıma.

Dünyadaki ticaret hayatını çarpıcı bir şekilde yansıtan ve sınırların adeta ortadan kalktığını gösteren örneklerden biri de, İngiliz kraliyet ailesinin sevilen üyesi Prenses Diana'nın 31 Ağustos 1997"de ölümünü ele alan şu satırlardır.

İngiliz Prensesi Diana ile Mısırlı erkek arkadaşı Dodi el Fayed Paris"teki Alma Tüneli'nde geçirdikleri kazada öldüler. Yüksek düzeyde aldığı İskoç viskisiyle sarhoş olan Belçikalı sürücü Henri Paul'un kullandığı Hollanda motoruna sahip Alman marka otomobil kazada hurdaya döndü. Kazazedeler Amerikalı bir doktor tarafından Brezilya yapımı ilaçlar ile tedavi edilmeye çalışıldılarsa da kurtarılamadılar. Araçtakiler Japon motosikletli İtalyan paparazziler tarafından takip ediliyorlardı.

Yukarıdaki olayı anlatan yazıda şöyle bitiyordu satırlar. “Bu satırlar bir İtalyan tarafından muhtemelen Singapur"daki tesislerde Bangladeşli işçilerin yaptığı, Tayvan malı çiplerin ve Kore malı monitörlerin kullanıldığı bir bilgisayarda yazıldı. Büyük olasılıkla da bu bilgisayar Hintlilerin kullandığı kamyonlarla taşındı, Endonezyalılar tarafından yüklendi, Sicilyalı liman personeli tarafından boşaltıldı. İşte küreselleşme budur."

Bakalım daha neler göreceğiz. Yarının dünyasına hazır mısınız?

 

 

 

Kaynak

Prof. Dr. Osman Özsoy'un yazısı

Cumartesi, Mart 24, 2007

Citigroup Raporunda İlginç Siyasi Beklentiler

 

Dünyanın en büyük finansal kuruluşlarından Citigroup, dünya çapında yaklaşık 200 milyon müşterisi ile 100'ü aşkın ülkede faaliyetlerini sürdürüyor.  

 

Gelecek seçimler: Anket sonuçları ve onların pazara yansımalarına yakın bir bakış."

Raporu hazırlayanlar, Türkiye’deki kamuoyu anketlerini analiz edip bundan seçim sonrası meydana çıkabilecek tablonun ne olabileceğini ortaya koymuşlar.

Citigroup raporuna göre önümüzdeki seçimden sonra şu ihtimaller ortaya çıkacak:

Yüzde 45 ihtimalle bir AKP-DYP koalisyonu.

Yüzde 25 ihtimalle bir CHP-MHP-DYP koalisyonu.

Yüzde 25 ihtimalle tek başına AKP hükümeti

Yüzde 5 ihtimalle bir AKP-MHP koalisyonu.

Demek ki, seçim sonrası senaryolarında yüzde 50 gibi çok ağırlıklı bir ihtimalle, yukarda anlattığım "çekilememiş iki fotoğrafa" uygun bir senaryo gündeme gelebilecek.

Bu senaryonun "psikolojik altyapısı" da şimdiden hazır.

* * *

Peki Başbakan Erdoğan’ın cumhurbaşkanı olup olmaması bu senaryoyu etkiler mi?

Yani, AKP’nin alacağı oylar ne olur?

Raporda, bu konuda da farklı senaryoların bulunduğu anlatılıyor.

Ancak orada da en ağırlıklı senaryo şu:

Erdoğan’ın cumhurbaşkanı olması AKP oylarını fazla etkilemez.

Ya DYP’nin durumu?

Citigroup raporunda, Nisan 2006 ve Şubat 2007 anketlerinin sonuçlarına göre 4 ayrı senaryo yapılmış.

Nisan 2006’da MHP barajı aşamaz görünüyorken, Şubat 2007’de aşıyor.

Bu iki senaryoya, DTP’nin bağımsız olarak seçime girmesi durumunda ortaya çıkacak 2 ayrı senaryo daha eklenmiş.

Bu senaryolarda DYP’nin oyları yüzde 10.9 ile yüzde 11.7 arasında değişiyor.

Bu senaryolara göre AKP en çok 299, en az 229 milletvekili çıkarıyor.

Öteki partilerin çıkaracağı en az ve en çok milletvekili sayısı da şöyle:

CHP: 102-130; DYP: 97-121; MHP: 96-112; Bağımsız DTP: 26-30

Evet, çekilememiş iki fotoğraf, bu ihtimal hesabına tam tamına uyuyor.

* * *

Şimdi gelelim en kritik soruya: Bütün bu senaryolar piyasaları nasıl etkiler.

Raporda bu sorunun cevabı da şöyle veriliyor:

Tayyip Erdoğan’ın cumhurbaşkanı olması ve AKP’nin tek başına iktidara gelmesi durumunda:

Kısa dönemde piyasalar pozitif etkilenir, orta ve uzun vadede ise nötr veya negatife dönebilir.

Uzlaşmayla seçilmiş bir kişinin cumhurbaşkanı olması halinde ise piyasaların hem kısa hem de orta ve uzun vadede olumlu etkileneceği belirtiliyor.

AKP’li bir koalisyon durumunda ise Erdoğan’ın cumhurbaşkanı olması veya olmaması piyasalara yansımıyor, piyasalar her halükárda olumlu etkileniyor.

Ancak AKP’yi dışlayan bir koalisyon durumunda Erdoğan’ın cumhurbaşkanlığı kısa dönemde olumsuz etki yapıyor, orta ve uzun vadede ise bu nötre dönüyor.

AKP’siz bir koalisyon ve uzlaşmayla seçilmiş bir cumhurbaşkanının ise piyasalara olumlu veya olumsuz etkisi olmuyor.

Yani piyasaların olumlu etkilenmesi için mutlaka AKP’li bir hükümet gerekiyor.

 

 

Kaynak Hürriyet

Cumartesi, Mart 17, 2007

Ekonomik İstihbarat.....

 

Ekonomik istihbaratın temelinde küreselleşme ve yeni iletişim teknolojileri sayesinde bilgi toplumunun doğuşu yatıyor.Ülkeler arasındaki küresel rekabette, yakın geçmişte olduğu gibi sadece teknolojik performansla değil,bilgi ,ticari teklif öncesin zeminde hazırlık ve stratejik hedeflere yatırımla öne geçiliyor.Devlet olarak hem refahımız hemde dünyadaki politik etkinliğiniz için ekonomik gücünüzü göstermeniz gerekiyor.Bu nedenle istihbarat servisleri,stratejik şirketlerin  yani kendi dev ölçekli şirketlerinin küresel ihalelerde  veya yatırımlarda desteklenmesi için bugün herzamankinden  daha sık kullanıyor.

Ekonomik istihbarat olgusunda  gerek küresel ulusal çapta iş yapan  şirketlerin dünya ekonomisinde yaşanan değişimlere ve ABD , Avrupa ve :Asya arasındaki ekonomik ilişkilerde yaşanan kimi riskli gerginliklere karşı kendilerini koruma zorunluluğu gerçeğinden yola çıkılıyor.

 

 5 Farklı Ekonomik İstihbarat Modeli

 

Amerikan modeli

Kamu-özel sektör sinerjisi olağanüstü iyi işliyor ve şirketler bu ortaklıktan paylarını alıyor.Amerikan modelinin gerçek zenginliği ise kaliteli insan sermayesinden kaynaklanıyor.Hiper-askeri güç,ekonomik dinamizm,güçlü medya kuruluşları,önemli kaynaklara sahip düşünce kuruluşları,Hollywood hegemonyası veya USAID  yardım ajansının olanakları gerçek tabloyu saklamamalı:Ekonomik istihbarat birimleri olan küresel Amerikan şirketlerinde bu iş genelde CEO'ların altındaki başkan yardımcılarından biri görevlendiriliyor.Bu kişinin sorumluluğunda kurulan hücrede  bir hukukçu,bir teknoloji uzmanı ve bir de istihbarat uzmanı görev yapıyor

 

İsveçModeli

Model, küçük bir ülkenin yönetiminde  söz sahibi olan elit tabakanın ülkenin güç ve etki kavramları üzerine kafa yormasının ,ekonomik işlerde ulusal dinamizme büyük fayda sağladığını gösteriyor.

 

Alman Modeli

Avrupa'ya en uygun sistem olarak tanımlanıyor.Almaya federal bir devlet olduğundan ,sistem  yerel plandaki kamu ve özel sektöre dayanıyor.Almanya'nın dünyanın dört bir yanındaki büyükelçiliklerinde  toplanan ekonomik istihbarat,federal dış ticaret ajansı tarafından yerel planda dağıtılıyor..Yerel planda hazırlanan stratejilerle sektörel ve coğrafi öncelikler tespit ediliyor,ekonomik istihabrattaki ağırlık bu önceliklere veriliyor.Yeri geldiğinde parlamento ve sivil toplum kuruluşları da bu sürece dahil ediliyor.

 

İngiliz Modeli

Daha ziyade İngiliz dilinin tüm dünyada yaygın kullanışı üzerine oturtulmuş.İngilizcenin yanısıra, BBC gibi güçlü medyalar,dünyanın dört bir yanından  beyinleri çeken prestijli okullar,İngiltere'deki önemli Asya ve Orta doğu kökenli göç ve uluslar arası örgütlerde önemli temsiliyet İngiliz stratejisinin temelini oluşturuyor

 

Fransız Modeli

Fransa ABD'nin ekonomik istihbarat operasyonlarının kurbanı olmaya başladığını gerçek anlamda fark ettiği 1994'ten itibaren örgütlenmeye başladı.ABD'nin 1995 yılında 'War Room' adı altında ekonomik istihabrat birimleri oluşturmasına,Fransız devleti Ekonomik Güvenlik ve Rekabet Komitesi adı altında  bir birim kurarak yanıt verdi.Bu birim devlet ile ülkenin stratejik olarak belirlediği büyük şirketler arasında bilgi alışverişi sağlıyor.Yurtdışındaki stratejik ihaleleri seçiyor,bilgi toplıyor,analizler gerçekleştiriyor ve gerekli yerlere dağıtıyor.Total,Danone,Renault gibi küresel Fransız şirketlerinin her birinde bugün ekonomik istihbarat birimleri bulunuyor.

 

 

 

                                                                         Kaynak:CNBC-E BUSNESS Mart 2007

Arkadaşlarım

Bağlantılarım

Google



reklam
Blogcu ile yapıldı