« Önceki | Sonraki »

Perşembe, Mart 29, 2007

Kadının makbulü ince belli olur......

                                            

Teksas Üniversitesi'nde yapılan bir araştırmada, bilim insanları son yüzyıllara ait İngiliz, Çin ve Hint edebiyatı örneklerini karşılaştırarak, tarih boyunca yazarların kadın vücudunu nasıl övdüğünü inceledi.

Varılan nokta, yüzyıllar içinde ince kadın beline ilginin hiç azalmadığı oldu. Darwin'in, erkeklerin bilinçsiz biçimde genlerin devamı refleksiyle güdülendiği tezini destekler nitelikteki araştırma Proceedings of the Royal Society B dergisinde yayımlandı.

Buna göre, doğurgan bir bedenin işareti olan ince bel, tüm güzellik kriterlerini geçiyor. İngiliz edebiyatının yanı sıra Hindistan ve Çin şiirinde de ince bedenden, diğer güzellik kriterlerinden çok daha fazla söz edildiğini vurgulayan araştırmacılar, bugün tıbbın obeziteyle östrojen bakımından zayıflık arasındaki bağı ortaya koyduğunu, dolayısıyla sağlık sorunları riskini artırdığını belirtiyor.

 

 

Kaynak

patronlardünyasi

Pazar, Mart 25, 2007

Hercai......



    ÇOK UZUN YILLAR ÖNCE İKİ KIR ÇİÇEĞİ BİRBİRİNE AŞIK OLURLAR.HER BAHAR DİĞER ÇİÇEKLER GİBİ ONLARDA AÇIP GÜNEŞE MERHABA DERLER.FAKAT BİR BAHAR BAŞLANGICI BU ÇİÇEKLERDEN BİRİ DİĞERİNE "BİZ DİĞER ÇİÇEKLER GİBİ BU BAHAR AÇMAYALIM,KIŞIN ORTASINDA HERKESİN SOĞUKTAN KAÇTIĞI KARLI GÜNDE AÇALIM Kİ,BÜTÜN DOĞA BİZE AİT OLSUN" DER VE HER İKİSİDE O BAHAR AÇMAMAYA KARAR VERİRLER.

   BİRİ AÇMAK İÇİN KIŞIN GELMESİNİ VE KARIN YAĞMASINI BEKLERKEN.DİĞERİ O YAZ AÇAR.

   O GÜN BUGÜNDÜR KARDA AÇAN VE SEVGİLİSİNİ BEKLEYEN ÇİÇEĞE "KARDELEN" ,SEVGİLİSİNİ YARI YOLDA BIRAKAN ÇİÇEĞE DE "HERCAİ" DENİLİR.

   İŞTE BU YÜZDEN HAYIRSIZ SEVGİLİYE "HERCAİ" DİYE HİTAP EDİLİR. 

 

 

SULTANIM

CAN DÜNDAR

Pazar, Mart 25, 2007

Global İş Adamı Nasıl Olunmalı?

 

 

 

İletişim ve ulaşım alanında yaşanan çılgınca gelişmeleri konu alan sohbetler sırasında “dünya bir köy haline geldi” diye hayret eden ifade eden cümleler kurulur ya… İşte bugün sizlere, küreselleşme olarak nitelendirilen içinde yaşadığımız süreci çarpıcı bir şekilde yansıtan birkaç örnek sunmak istiyorum. Bakalım küreselleşme denilen olgu nasıl bir şeymiş.

Mevsimlerden kış… Marmara denizi kötü hava şartları nedeniyle köpürmekte… Fırtına sarsmakta açıkta seyreden gemileri… Dalga boyları giderek yükselmekte…

Avlanmak üzere Marmara"ya açılan ve Marmara adasına yakın bir noktada denizin sakinleşmesini beklerken hava şartlarının giderek kötüleşmesi üzerine riske girmemek için geri dönmeye hazırlanan gemi kaptanı, tam bu sırada geminin sonar cihazında bir orkinos sürüsünün yakınlarına doğru sokulmakta olduğunu görür.

Bilenler bilir. Marmara"nın orkinosu yabana atılacak cinsten değildir. Hani önceki gün gazetelerde Marmara denizi açıklarında yakalanan 2 metre boyunda 450 kg. ağırlığında bir orkinostan söz ediliyordu ya… Düşününki bunlardan yüzlercesi binlercesi…

Kaptan hemen telefona sarılır. Gecenin saat üçüdür. Aradığı kişi, İstanbul Üniversitesi"nde gelecek vadeden bir asistan iken, ani bir kararla akademisyenliği bırakıp Kumkapı balık halinde kabzımallığa başlayan genç bir işadamıdır. Yani patronudur.

Satabileceksen avlayalım, yoksa uğraştırma…

Aralarında geçen konuşma şudur; "Şef, biz Marmara Adası'nın açıklarındayız. Deniz çok çalkantılı, hoş bir hava yok. Giderek de kötüleşiyor. Tam dönmek üzere iken, şu an sonar cihazı iyi bir orkinos sürüsü göstermeye başladı. Yaklaşık şu boyda ve şu kadar ton civarında gözüküyor. Müşterin varsa bu zahmete ve riske girelim, yoksa geri dönelim." diyor. O da "bir bakayım, hemen ayrılmayın benden cevap bekleyin" diyor.

Malum, Japonların ünlü yemeği suşi orkinos balığından yapılıyor. Dünyada 800 bin ton üretilen orkinosun 500 bin tonu Japonya"da tüketiliyor, geri kalan 300 bin tonun büyük kısmı da çeşitli ülkelerdeki Japon restoranlarında kullanılıyor. Yeterli ağırlığa ulaşan orkinoslar taze olarak Japonya'ya gönderiliyor ve kilosu 15–20 dolar ediyor.

Tekrar gelelim bizim olaya. Mürekkep yalamış iyi dil bilen genç balık kabzımalımız hemen Japonya'daki müşterilerini arıyor… Çünkü saat farkı nedeniyle o sırada Japonya'da iş saati… Yani iş yaptığı adamlar ayakta. Balıkların vasıflarını söylüyor, elimizde şu boyda şu kadar ton orkinos var, lazım mı diye soruyor. Japon "aman hemen yollayın" diye cevap veriyor.

İyi de iş bununla bitmiyor elbette. Asıl bundan sonra başlıyor zamanla yarış. Henüz avlanmamış olan malı taşımak için acil kargo uçağı gerekiyor. Önce İstanbul havaalanını arıyor, ama bulamıyor, buradakiler müsait değil. Onun üzerine Mısır'ı arıyor. Mısır'da kargo uçağıyla anlaşıyor. “Çıkın yola, sabah İstanbul"da olun” diyor.

Hemen ardından fırtınalı denizin ortasında telefon bekleyen kaptana dönüyor, "Reis, tut orkinosları, sabaha karşı uçak havaalanında malları bekliyor olacak" diyor. Reis orkinosları tutup sahile yaklaşırken uçak geliyor. Sabaha karşı balıklar önce halde kamyona, çok geçmeden de uçağa yükleniyor. Marmara"nın orkinosları yaklaşık 11 saat sonra Tokyo"da Japon müşterilerin tabağına ulaşıyor.

Bu hadiseyi uzun zaman önce Bilgi Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Aydın Uğur"dan dinlemiştim. Önceki gün Marmara"da yakalanan 450 kiloluk orkinosla ilgili haberleri okurken yukarıdaki olay geldi aklıma. Artık dünyanın nereden nereye geldiğinin takdirini sizlere bırakıyorum.

Kısacası küreleşme dediğimiz olay sıkça eleştirilere konu olduğu gibi handikapları kadar, kimi zaman fırsatları ile de çıkıyor karşımıza. Dünyanın gidişatını iyi kollayanlara ve elini taşın altına koyarak iş yapmak isteyenlere inanılmaz fırsatlar da sunuyor. Marmara"da oltaya takılan balık dünyanın öbür ucuna anına servis edilebiliyor. Biz bu süreci orkinos hikâyesi üzerinden anlattık. Elbette sizler de buna benzer çok sayıda örnekle karşılaşmışsınızdır günlük hayatınızda…

Hangisi ilginç dersiniz?

Dünyanın geldiği noktayı ve küreselleşme denilen olguyu izah etmemize yardımcı olacak birbirinden ilginç öyle olaylar var ki, insan hangi birini anlatacağını şaşırıyor. Bazı okuyucularımızın daha önce büyük ihtimalle bir yerlerde okuduğunu tahmin ettiğim bir örnekle son vereyim satırlarıma.

Dünyadaki ticaret hayatını çarpıcı bir şekilde yansıtan ve sınırların adeta ortadan kalktığını gösteren örneklerden biri de, İngiliz kraliyet ailesinin sevilen üyesi Prenses Diana'nın 31 Ağustos 1997"de ölümünü ele alan şu satırlardır.

İngiliz Prensesi Diana ile Mısırlı erkek arkadaşı Dodi el Fayed Paris"teki Alma Tüneli'nde geçirdikleri kazada öldüler. Yüksek düzeyde aldığı İskoç viskisiyle sarhoş olan Belçikalı sürücü Henri Paul'un kullandığı Hollanda motoruna sahip Alman marka otomobil kazada hurdaya döndü. Kazazedeler Amerikalı bir doktor tarafından Brezilya yapımı ilaçlar ile tedavi edilmeye çalışıldılarsa da kurtarılamadılar. Araçtakiler Japon motosikletli İtalyan paparazziler tarafından takip ediliyorlardı.

Yukarıdaki olayı anlatan yazıda şöyle bitiyordu satırlar. “Bu satırlar bir İtalyan tarafından muhtemelen Singapur"daki tesislerde Bangladeşli işçilerin yaptığı, Tayvan malı çiplerin ve Kore malı monitörlerin kullanıldığı bir bilgisayarda yazıldı. Büyük olasılıkla da bu bilgisayar Hintlilerin kullandığı kamyonlarla taşındı, Endonezyalılar tarafından yüklendi, Sicilyalı liman personeli tarafından boşaltıldı. İşte küreselleşme budur."

Bakalım daha neler göreceğiz. Yarının dünyasına hazır mısınız?

 

 

 

Kaynak

Prof. Dr. Osman Özsoy'un yazısı

Cumartesi, Mart 24, 2007

Citigroup Raporunda İlginç Siyasi Beklentiler

 

Dünyanın en büyük finansal kuruluşlarından Citigroup, dünya çapında yaklaşık 200 milyon müşterisi ile 100'ü aşkın ülkede faaliyetlerini sürdürüyor.  

 

Gelecek seçimler: Anket sonuçları ve onların pazara yansımalarına yakın bir bakış."

Raporu hazırlayanlar, Türkiye’deki kamuoyu anketlerini analiz edip bundan seçim sonrası meydana çıkabilecek tablonun ne olabileceğini ortaya koymuşlar.

Citigroup raporuna göre önümüzdeki seçimden sonra şu ihtimaller ortaya çıkacak:

Yüzde 45 ihtimalle bir AKP-DYP koalisyonu.

Yüzde 25 ihtimalle bir CHP-MHP-DYP koalisyonu.

Yüzde 25 ihtimalle tek başına AKP hükümeti

Yüzde 5 ihtimalle bir AKP-MHP koalisyonu.

Demek ki, seçim sonrası senaryolarında yüzde 50 gibi çok ağırlıklı bir ihtimalle, yukarda anlattığım "çekilememiş iki fotoğrafa" uygun bir senaryo gündeme gelebilecek.

Bu senaryonun "psikolojik altyapısı" da şimdiden hazır.

* * *

Peki Başbakan Erdoğan’ın cumhurbaşkanı olup olmaması bu senaryoyu etkiler mi?

Yani, AKP’nin alacağı oylar ne olur?

Raporda, bu konuda da farklı senaryoların bulunduğu anlatılıyor.

Ancak orada da en ağırlıklı senaryo şu:

Erdoğan’ın cumhurbaşkanı olması AKP oylarını fazla etkilemez.

Ya DYP’nin durumu?

Citigroup raporunda, Nisan 2006 ve Şubat 2007 anketlerinin sonuçlarına göre 4 ayrı senaryo yapılmış.

Nisan 2006’da MHP barajı aşamaz görünüyorken, Şubat 2007’de aşıyor.

Bu iki senaryoya, DTP’nin bağımsız olarak seçime girmesi durumunda ortaya çıkacak 2 ayrı senaryo daha eklenmiş.

Bu senaryolarda DYP’nin oyları yüzde 10.9 ile yüzde 11.7 arasında değişiyor.

Bu senaryolara göre AKP en çok 299, en az 229 milletvekili çıkarıyor.

Öteki partilerin çıkaracağı en az ve en çok milletvekili sayısı da şöyle:

CHP: 102-130; DYP: 97-121; MHP: 96-112; Bağımsız DTP: 26-30

Evet, çekilememiş iki fotoğraf, bu ihtimal hesabına tam tamına uyuyor.

* * *

Şimdi gelelim en kritik soruya: Bütün bu senaryolar piyasaları nasıl etkiler.

Raporda bu sorunun cevabı da şöyle veriliyor:

Tayyip Erdoğan’ın cumhurbaşkanı olması ve AKP’nin tek başına iktidara gelmesi durumunda:

Kısa dönemde piyasalar pozitif etkilenir, orta ve uzun vadede ise nötr veya negatife dönebilir.

Uzlaşmayla seçilmiş bir kişinin cumhurbaşkanı olması halinde ise piyasaların hem kısa hem de orta ve uzun vadede olumlu etkileneceği belirtiliyor.

AKP’li bir koalisyon durumunda ise Erdoğan’ın cumhurbaşkanı olması veya olmaması piyasalara yansımıyor, piyasalar her halükárda olumlu etkileniyor.

Ancak AKP’yi dışlayan bir koalisyon durumunda Erdoğan’ın cumhurbaşkanlığı kısa dönemde olumsuz etki yapıyor, orta ve uzun vadede ise bu nötre dönüyor.

AKP’siz bir koalisyon ve uzlaşmayla seçilmiş bir cumhurbaşkanının ise piyasalara olumlu veya olumsuz etkisi olmuyor.

Yani piyasaların olumlu etkilenmesi için mutlaka AKP’li bir hükümet gerekiyor.

 

 

Kaynak Hürriyet

Perşembe, Mart 22, 2007

Yaprağın gül aşkı.....

 

 

 

Arkadaşlarım

Bağlantılarım

Google



reklam
Blogcu ile yapıldı